Giriş

Sevgili çocuklar, bu kitapta sizlerle birlikte etrafımızdaki canlı ve cansız varlıkların yaratılışlarındaki harikalıkları keşfedeceğiz. İleriki sayfalarda, doğadaki birbirinden sevimli canlıların ilginç ve şaşırtıcı özelliklerini öğreneceksiniz.

Bu kitabı okurken, Allah’ın tüm canlıları en güzel biçimde yarattığını ve her birinin O’nun sonsuz güzelliğini, gücünü ve bilgisini yansıttığını göreceksiniz.

“Hayvanların ne kadarını tanıyorsunuz?” sorusuna, “çoğunu” cevabını verdiğinizi duyar gibiyiz. Peki tanıdığınız hayvanların yaşamları hakkında neler biliyorsunuz? Nasıl doğup nasıl yaşıyorlar, kendilerini nasıl savunup, nasıl yiyecek buluyorlar?… “Pek bir şey bilmiyorum” dediğinizi tahmin etmek zor değil ama bu kitabı okudukça onlar hakkında çok ilginç bilgiler edineceksiniz. Allah’ın bu sevimli canlılarda yarattığı çeşit çeşit birbirinden mükemmel ve şaşırtıcı özellikleri göreceksiniz.

Onların çoğunu yakından tanıyorsunuz. Ama bu kitapta bugüne kadar belki hiç görmediğiniz, hatta adını bile duymadığınız hayvanlarla, onların gizli ve sevimli dünyalarıyla da tanışacaksınız. Ve hepsini çok seveceksiniz. Hayvanların bazı şeyleri nasıl olup da yapabildiklerini hayretle okuyup, şaşıracaksınız. Dünyanın en hızlı koşucularından biri olan devekuşunu, en iyi atlayıcılarından olan kaplanı, keskin dişleriyle sincapları ve göz alıcı güzellikleri ile tavus kuşlarını hem de birbirinden güzel fotoğraflarıyla görüp tanıyacaksınız. Ama emin olun, bu canlılar öğreneceklerinizin yalnızca birkaçı… Dünyada sayamayacağınız kadar çok hayvan türü var.

Yavru hayvanlar

Bu sevimli canlıları yaratan Allah’ın bizden istediği, onlardaki güzellikleri seyrederken O’nun sonsuz gücünü ve sanatını düşünmemiz, herşeyi O’nun yarattığını, herşeyin sahibinin Allah olduğunu fark etmemiz ve O’nun yarattığı şeylerdeki güzellikleri görüp zevk alabilmemizdir. Aynı zamanda da, bize bu sayısız güzellikleri yarattığı için O’na şükretmemiz ve O’nu çok sevmemizdir.

Yavru hayvanlar

Bütün evrenin, bütün güzel hayvanların, bitkilerin, gecenin ve gündüzün, etrafımızdaki herşeyin yaratılmasının tek bir amacı vardır. O da Allah’ın yüceliğini ve yaratmasındaki üstünlüğü görebilmektir. “Allah ne kadar güzel yaratmış” diyebilmektir. Bu kitabı okuduktan sonra artık çevrenizde göreceğiniz tüm canlılara bu gözle bakmalısınız.

Ne duruyorsunuz! Öyleyse hemen sayfayı çevirip canlılar aleminde gezinmeye başlayın.

Yavru hayvanlar

Cevizi seven sincaplar-Havucu seven tavşanlar

Cevizi seven sincaplar

Bu bölümde, Allah’ın sevimli sincapları yaratırken onlara verdiği bazı ilginç özellikleri öğreneceksiniz. Arkadaşlarınız bu minik, sevimli canlılar hakkında öğrendiklerinize çok şaşıracaklar.

Sincaplar, daha çok Avrupa kıtasındaki ormanlarda yaşarlar. Boyları 25 cm., yani sizin ellerinizle iki karıştır. Vücutlarının arkasında, hemen hemen kendi boyları kadar uzun, yukarı doğru duran, geniş ve gür tüylerden oluşan kuyrukları bulunur. Herşeyi bir amaçla yaratan Allah’ın, sincaba böyle bir kuyruk vermesinin de elbette bir nedeni vardır: Sincap, bu kuyruk sayesinde dengesi bozulmadan ağaçtan ağaca atlar.

Sincap, minik sivri tırnakları sayesinde ağaçlara tırmanabilir. Bir dalın üstünde koşabilir, baş aşağı sallanabilir ve o şekilde ilerleyebilir. Özellikle gri sincaplar bir ağacın en uçtaki dalından 4 metre uzaktaki bir başka ağacın dalına rahatlıkla atlayabilirler. Havada uçarken de kollarını ve bacaklarını açarak adeta bir planör gibi hareket ederler. Bu esnada yassılaşan kuyrukları ise hem dengelerini sağlar hem de yönlerini ayarlayan bir dümen görevi görür. Hatta kendilerini 9 metre yükseklikten boşluğa bırakıp dört ayaklarının üzerine yere yumuşak iniş yapabilirler.

SincapŞimdi şu sevimli sincapların neler yaptığını bir kere daha düşünelim… Artık siz de biliyorsunuz, sincaplar bir ağaçtan diğerine düşmeden ve yuvarlanmadan atlayabilmek ve üstelik atlarken incecik dalları hedefleyip tam üstüne tutunabilmek gibi hareketleri bir sirk cambazı ustalığıyla yapabilirler.

Peki ama nasıl? İşte, tüm bunlar sincabın arka ayaklarını, mesafeleri çok iyi ayarlayabilen keskin gözlerini, güçlü pençelerini ve denge kurmasına yarayan kuyruğunu kullanması sayesinde olur. Ama hiç düşündünüz mü, acaba sincaba bu özellikleri veren ve bunları kullanmasını öğreten kimdir; sincap bu şekilde yaşaması gerektiğini nereden biliyor? Sincapların ailece ellerine cetvel alıp ormandaki her ağacın boyunu veya ağaç dallarını ölçmeleri mümkün olmadığına göre, sincaplar ağaçtan ağaca atlarken mesafeleri nasıl ayarlıyorlar? Ayrıca, sincaplar nasıl hiçbir yerlerini sakatlamadan ya da yaralanmadan bu kadar hızlı hareketlerle atlayıp zıplayabiliyorlar?

Hiç kuşkusuz bu sevimli hayvancıkları sahip oldukları bu özelliklerle birlikte yaratan ve onlara bu özelliklerini kullanmayı öğreten Rabbimiz olan Allah’tır.

Üstelik sincaplar yüksek ağaçların tepelerinde yetişen ceviz, kestane, fındık ve çam fıstığı gibi sert kabuklu besinlere ulaşabilmek için gereken bütün yeteneklere ve fiziksel özelliklere sahiptirler. Allah doğadaki bütün hayvanlar gibi sincaplar ıda, ihtiyaç duydukları yiyecekleri kolayca elde edebilecek şekilde, özel olarak yaratmıştır.

Sincaplar kışın yemek bulmakta çok zorlanırlar. Bu yüzden yaz aylarında kış için yiyecek biriktirirler. Sincaplar kışın yiyecekleri besin maddelerini daha önceden toplayan canlılardandır. Ancak yiyecek depo ederken çok dikkatlidirler. Meyveleri ve buldukları etleri depo etmezler. Çünkü bu yiyecekler kısa zamanda bozulur, o zaman da sincaplar kışın aç kalırlar. Bu yüzden sincaplar kış için yalnızca ceviz, fındık ve kozalak gibi dayanıklı yemişleri toplarlar.

SincapKIRILSADA YENİLENEN DİŞLER

Sincapların bir insanın asla sahip olamayacağı keskinlikte ve sağlamlıkta dişleri vardır. Ağızlarının ön tarafında, sert maddelerin kemirilip kırılmasını sağlayan kesici dişler, arka uzun boşlukta ise azı dişleri bulunur. Biz bir cevizi kırmak istediğimizde, oldukça sağlam bir taş veya bu iş için özel olarak demirden yapılmış bir alet kullanırız. Bu minik hayvanlar ise ağızlarındaki keskin dişlerle bu işi kolaylıkla yapabilirler. Sincapların dişlerinin bir ömür boyu nasıl sağlam kaldığını veya dişleri hasar gören sincapların daha sonra nasıl beslendiklerini -fındık ya da ceviz yediklerini- hiç merak ettiniz mi? İşte, herşeyi mükemmel bir uyum içinde yaratan Allah, onların dişlerine çok önemli bir özellik vermiştir. Bakın şimdi çok şaşıracaksınız; çünkü sincapların dişleri kırılıp-aşınsa bile, yerine hemen yenisi çıkar. Aşınan dişler sürekli uzayarak alttan yenilenir. Dahası, Allah bu özelliği yalnızca sincaba değil, yiyeceklerini kemirmek zorunda olan bütün canlılara vermiştir.

Sincapların bir insanın asla sahip olamayacağı keskinlikte ve sağlamlıkta dişleri vardır.

SincapSincaplara doğuştan bu bilgiyi veren ve bu şekilde beslenmelerini sağlayan ise Allah’tır. Burada Allah’ın sıfatlarından birisini görürüz. Bu, Allah’ın “rızık veren”, yani “yarattığı her canlıya yiyecek veren” sıfatıdır.

Kış için yiyecek depolayan sincaplar, çeşitli yerlere gömdükleri fındıklarını mükemmel koku duyularını kullanarak bulurlar. Öyle ki, 30 cm.’lik karın altına gizlenmiş olan fındıkların bile kokusunu alabilirler.

Yiyeceklerini keselerinde taşıyan sincaplar bunları yuvalarına götürürler. Bu inlerde birden çok yerde besin depolarlar. Fakat çoğunun yerini daha sonra unuturlar. Ancak bunun özel bir sebebi vardır. Allah bu durumu da özel olarak yaratır Sincapların unutup yer altında bıraktıkları yemişler zamanla ormanın içinde filizlenip gelişerek tekrar yeni ağaçlar oluşturur.

SincapBütün bunların yanısıra sincapların da pek çok canlıda olduğu gibi kendi aralarında kullandıkları haberleşme yöntemleri vardır. Örneğin kırmızı sincaplar düşman gördüklerinde kuyruklarını sallar ve heyecanlı sesler çıkarmaya başlar. Bu haberleşme yöntemlerinin dışında yüksek dallarda koşarak hareket edebilen sincaplar kuyruklarını denge sağlamak için de kullanırlar. Yönlerini de kuyruklarını çevirerek değiştirirler. Sincapların kuyrukları bir geminin dümeni ile aynı işlemi görür. Sincapların bıyıkları da dengelerini sağlamada önemli bir unsurdur. Bıyıkları kesilen sincaplar dengelerini koruyamazlar. Aynı zamanda sincaplar bıyıklarını geceleri dolaşırken etrafta bulunan nesneleri hissetmek için de kullanırlar.

Çocuklar! Sincapların bir de uçan cinsleri olduğunu biliyor muydunuz? Avustralya’da yaşayan ve boyları 45 cm. ile 90 cm. arasında değişen “uçan sincaplar”ın bütün türleri ağaçlarda yaşar. Aslında yaptıkları tam olarak uçma değildir. Bir ağaçtan diğerine uzun atlayışlar yaparak hareket ederler. Ağaçlar arasında bir planör gibi uçarak hareket eden bu canlılarda kanat yoktur, uçma zarı vardır.

Uçan sincapların bir türü olan “şeker uçan sincapları”nın uçma zarı, ön bacaklardan arka bacaklara doğru uzanır; dardır ve püsküle benzer uzun tüyleri vardır. Bazı türlerindeyse uçma zarı kürklü bir deriden oluşan bir zar halindedir. Bu zar ön ayağın bileğine kadar uzanır. Uçan sincap, bir ağacın gövdesinden fırlar ve gerilmiş derinin planöre benzeyen etkisiyle bir seferde ortalama 30 m.’lik bir uzaklık aşabilir. Hatta kimi zaman arka arkaya 6 kaymayla 530 m.’lik bir mesafe alabildikleri gözlenmiştir.

Boyut olarak küçük olan hayvanlar hareket etmediklerinde hızla ısı kaybeder ve donma tehlikesi ile karşılaşırlar. Bu da onlar için özellikle uykuda oldukları vakitlerde bir tehlike oluşturur. Ama Allah her canlı türü için olumsuz dış şartlardan etkilenmemelerini sağlayacak korunma yöntemleri yaratmıştır. Örneğin sincap gibi canlılar kalın bir kürke benzeyen kuyruklarını vücutlarının etrafına sarmalayıp, bir top gibi kıvrılarak uyurlar. Sincapların kuyrukları tıpkı bir palto gibidir. Soğuk havalarda uyuduklarında kuyruklarına sarılarak donmaktan kurtulurlar.

Bu sevimli canlılara Allah ihtiyaçları olan bütün özellikleri vermiş ve nasıl kullanacaklarını da öğretmiştir. Onlar da Allah’ın ilhamı ile hareket ederek yaşamlarını rahatlıkla sürdürürler.

Havucu seven tavşanlar

TavşanEvlerimizde beslediğimiz, o bembeyaz tüylerini okşadığımız ve havuç kemirişlerini seyretmekten büyük zevk aldığımız tavşanlar hakkında da yeni bilgiler öğrenmeye ne dersiniz? Bakalım bu sevimli hayvanların hem bilmediğimiz, hem de ilginç ne özellikleri varmış:

Bir tavşanın yanına yaklaşmaya çalışırsanız ne kadar hızlı kaçtığını hemen fark edersiniz. Bu sevimli hayvanların, kafalarını eğmiş ot yerken bile o uzun kulaklarıyla düşmanlarını çok rahat fark edebildiklerini biliyor muydunuz? İşte, bu keskin işitme yeteneklerinden dolayı, kendinizi fark ettirmeden onlara yaklaşmanız çok zordur. En ufak bir sesi veya kıpırtıyı hissedip, olanca hızlarıyla kaçarlar.

Tavşanlar büyüdüklerinde 50-70 cm. arasında bir boya ulaşırlar. Arka bacakları ön bacaklarından daha uzun ve güçlüdür. Bu özellikleri sayesinde saatte 60-70 km hızla koşabilir ve bir seferde 6 metre ileriye sıçrayabilirler. Bir tavşan şehir içinde giden bir arabadan daha hızlı koşabilir.

Tüm tavşanlar yaratılıştan bu özelliklere sahip olarak doğarlar. Allah onları hızlı koşucular olarak yaratarak, düşmanlarından kolayca kaçabilmelerini sağlamıştır.

TavşanSizce bir tavşana “en çok ne yemeyi seversin?” diye sorsak ne cevap verir bize? Evet, haklısınız “havuç” der (havucun gözlerimize ne kadar iyi geldiğini de unutmayalım). Peki, tavşanların yeraltında kazdıkları yuvalarda yaşadıklarını, havuçların da tam onların yerin altındaki yaşantılarına uygun şekilde yerin altına doğru büyüdüklerini biliyor muydunuz? Evet, sizin de bu sorudan anladığınız gibi havuçlar tavşanların beslenme ihtiyaçlarını karşılamalarına en uygun şekilde yaratılmışlardır.

Allah, bizler için de herşeyi kullanmamıza en uygun şekilde yaratmıştır. Kış aylarında büyüklerinizin size sık sık yedirdiği portakalı düşünün. Eğer kabuğundan dilimlenmiş bir şekilde çıkmasaydı, o sulu haliyle onu yememiz çok zor olurdu. Oysa çevrenizde gördüğünüz herşeyi yaratan Allah, kış aylarında içindeki C vitamini sayesinde bizi hastalıklardan koruyan bu lezzetli meyveyi  özel olarak dilimlenmiş ve paketlenmiş olarak yaratmıştır.

Tekrar tavşana dönelim! Tavşan, kendisine çok sevimli bir hava veren ve sürekli uzayan ön dişleri sayesinde havuçları kolaylıkla kemirebilir.

Allah canlılara yiyecek içecek ihtiyaçlarından başka yaşamlarını kolaylaştıracak başka birçok özellik vermiştir. Yeryüzünde farklı özelliklere sahip çeşit çeşit tavşanlar vardır. Örneğin, soğuk bölgelerde yaşayan tavşanlar genelde beyaz renklidir. Bu onların karlar üstünde fark edilmemeleri ve kolayca saklanmaları için verilen önemli bir özelliktir. Ayrıca diğerlerine göre daha büyük olan yabani tavşanların, bacakları ve kulakları daha uzundur. Çöllerde yaşayan Amerikan tavşanının ise iri kulakları vardır. Bu kulaklar tavşanın serinlemesine yardımcı olur.

TavşanHayvanların çoğu doğada kendileri için belirledikleri bölgelerde yaşamlarını sürdürürler. Bunu insanların kendilerine ve ailelerine mahsus evlerde yaşamalarına benzetebiliriz. Hayvanlar ve hayvan toplulukları genelde diğerlerinin yaşadıkları bölgelere girmemeye özen gösterirler. Hayvanlar kendi yaşam bölgelerini belirlemek için “koku bırakma” yöntemini kullanırlar. Örneğin ceylanlar kendi bölgelerini belirlemek için uzun ince dallara ve otlara, hemen gözlerinin altındaki bezlerden salgılanan ve katran gibi kokan bir madde bırakırlar. Bu koku diğer ceylanların bölgenin bir sahibi olduğundan haberdar olmalarını sağlar. Ren geyiklerinin ise, arka ayaklarının ucunda koku bezleri vardır. Bu bezlerden salgılanan koku, bölgelerini işaretlemelerine yardımcı olur. Tavşanlar da çenelerindeki bezler ile bir koku bırakarak bölgelerini işaretlerler.

Gördüğünüz gibi Allah hayvanları çok ilginç ve önemli özelliklerle yaratmıştır. Tüm bunları öğrendiğimizde ise Allah’ın kusursuz yaratışına hayranlık duyarız. Allah’ın hepimizin yaratıcımız olduğunu bilir ve Rabbimiz’e her zaman şükrederiz. Unutmayın çocuklar; Allah Kuran’da insanlara her zaman nimetleri düşünüp şükretmelerini emretmiştir.

Al-i İmran Suresi’ndeki bir ayette şükredenleri ödüllendireceğini Allah bize şöyle bildirmiştir:

… Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz. (Al-i İmran Suresi, 145)

Çocuklar! O zaman siz de her zaman gördüğünüz nimetler ve güzellikler için Allah’a şükretmeyi sakın unutmayın.

Tavşan

Pijamalı atlar: Zebralar-Benekli Kule: Zürafa

Zebraİnsana ilk bakışta atı hatırlatan zebralara, pijamalı sevimli atlar da denebilir. Zebralar, tıpkı atlarda olduğu gibi, yele denilen saçlara sahiptirler; vücut yapıları da atlara benzer şekilde yaratılmıştır ve en az onlar kadar hızlı koşarlar.

Yalnız ikisi arasında görünüm açısından bir fark vardır. Sizin de tahmin ettiğiniz gibi bu, zebranın başından tırnaklarına kadar tüm bedenini kaplayan düzgün şeritlerdir. Şerit deyip geçmeyin, çünkü bu düzenli çizgiler her zebrada farklıdır. Nasıl parmak izi her insanda farklıysa zebraların üzerindeki çizgiler de her birinde farklıdır. Bir zebranın çizgileri sanki onun kimlik kartı gibidir. Zebraların dikey çizgileri aynı zamanda önemli bir savunma unsurudur. Birarada durdukları zaman kendilerini avlamak isteyen kaplan ve aslanlar bu çizgilerden dolayı sürüyü bir bütün olarak algılarlar. Bu durumda avcı, avlayacağı zebrayı seçmekte güçlük çeker, bu da zebralar için bir korunma olur.

Zebraların yaşamlarında önemli iki şey vardır, su ve ot…

ZebraBazı günler ot ve su bulabilmek için sürü halinde 50 km yol yürüyebilirler. Fakat akşam tekrar yaşadıkları yere dönerler. Çünkü daha önce başka hayvanlar için de anlattığımız gibi, her sürü kendi için belirlediği bir bölgede yaşar.

Zebraların en hoşlandıkları şeyin toz-banyosu olduğunu biliyor muydunuz? Evet, çok ilginç ama doğru, zebralar toz banyosunu çok severler. Çünkü, toz banyosu üzerlerindeki asalak böcekleri temizler. Zebraların bir de onlara eşlik eden ve temizlenmelerine yardım eden misafirleri vardır. Oxpecker kuşu denilen bu kuşlar, zebraların üzerlerine konarlar ve zebraların hastalık kapmasına ve kaşınmasına yol açan asalak böcekleri üstlerinden tek tek ayıklarlar. Gördüğünüz gibi bütün canlıların yaşamlarını düzenleyen, idare eden ve birbirine yardımcı kılan Rabbimiz, hayvanlar aleminde de, onları birbirine yardımcı olarak görevlendirmiştir.

ZebraKüçük zebralar doğduktan yarım saat sonra titreyerek de olsa kalkıp yürümeye başlarlar. Hemen annelerine yönelerek onların sütlerini emerler. Süt onlar için çok faydalıdır. Allah’ın onlar için özel olarak yarattığı pembe renkteki süt, onları doğdukları andan itibaren hastalıklardan korur. Ayrıca bağırsaklarının da çalışmasını sağlar…

Allah’ın koruması altında olan tüm canlılar gibi zebralar da kendilerine öğretilen savunma sistemleri sayesinde yaşayabilirler. Bu savunma sistemlerinin birincisi, Allah’ın onlara doğuştan verdiği görme, işitme ve koku alma duyularının çok hassas olması sayesinde ortaya    çıkar. Bu duyu organlarının hassas olması zebraların düşmanlarını çok çabuk fark edip, kaçmalarına yarar. Koşmaya başladıklarında ise inanılmaz bir hıza ulaşırlar. İkincisi, sürü uykuya daldığında bir veya iki zebranın muhtemel tehlikeleri sürüdekilere önceden haber vermek amacıyla nöbetçi kalmalarıdır.

İşte, zebralar insanların kullandığı savunma taktiklerine benzer savunma taktikleriyle hareket ederler. Ancak, bu hayvanların sürüler halinde uyum içinde yaşamaları ve belirli bir iş bölümü yapmaları ilginçtir. Çok açıktır ki, bunu onlara emreden, zebraları yaratan, onları biraraya toplayan, onlara yiyeceklerini veren Allah’tır. Eğer böyle olmasaydı zebraların uykularından vazgeçmelerini, gece boyu nöbetçilik yapan zebranın bu fedakarlığı niçin yaptığını hiç kimse açıklayamazdı.

ZebraÖte yandan, dünyaya gözlerini yeni açmış bir yavru zebra için, Allah’ın ona öğrettiği savunma taktiği çok daha basittir. Yavrunun tek yapması gereken annesinin yakınında olmaktır. Çünkü, yeni doğmuş bir zebranın dünyaya yeni açılmış gözleriyle ne sinsi düşmanlarını görmesi, ne de görse bile titrek bacaklarıyla onlardan kaçabilmesi mümkündür. İşte, Allah bu yavruya doğduğu andan büyüyünceye kadar annesinin yanından ayrılmaması gerektiğini ilham etmiştir. Yoksa zebra yavrusu doğar doğmaz kendisini düşmanların beklediğini, bu düşmanlardan korunabileceği en emin yerin annesinin yanı olduğunu nereden bilebilir?

Zebraların çoğu gizlenecek fazla yer olmayan açık otlaklarda yaşar. Bu nedenle hayatta kalabilmek için çok hızlı hareket etmek zorundadırlar. Zebraların tüm vücut yapıları bu ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yaratılmıştır. Örneğin bacakları çok uzundur, güçlü kasları ve geniş bir alana sahip olan akciğerleri vardır. Bu yüzden hiç yorulmadan ve yavaşlamadan çok uzun mesafeleri koşabilirler. Zebraların kemikleri de hafif olmasına rağmen oldukça güçlüdür.

Bundan başka zebralar sık sık su içme ihtiyacı hissederler. Suyun olmadığı bölgelerde ise koku duyularını kullanarak çukur açacak bir yer bulular ve temiz suyu ortaya çıkarırlar. Herhangi bir tehlike anında yetişkin zebralar, sürüdeki yavruları koruyabilmek için onları sürünün içine doğru iterler. Tüm zebra sürüsü koşarken yavrular daima kalabalığın iç kısmındadır ve daha iyi korunmak için annelerine yakın hareket ederler.

Benekli Kule: Zürafa

Zürafa5-6 metrelik boylarıyla zürafaları benekli bir kuleye benzetebilirsiniz. Zürafaların en uzun yerleri boyunlarıdır. Boyunlarının uzun olması, ağaçların en üst dallarına kadar uzanıp oradaki filizleri ve bitkileri yiyebilmelerini sağlar. Zürafaların, hiç çiğnemeden yuttukları bu dikenli bitkiler önce dört bölmeli midelerine gider. Daha sonra bunları sindirmek için tekrar ağızlarına gönderir ve burada çiğnerler. En sonunda da tekrar yutarak midelerinin bir başka bölmesine gönderirler.

Ancak, burada çok ilginç bir ayrıntı var. Biraz evvel bahsettiğimiz gibi zürafalar midelerindeki dikenli bitkileri çiğnemek için ağızlarına geri gönderirler. Fakat, bu çok uzun bir yolculuktur. Besinin mideden ağza gidebilmesi için, beneklinin yaklaşık 3-4 metre uzunluğunda olan boynundan yukarı doğru çıkması gerekir. Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi yemeklerin kendi kendine oraya çıkabilmesi mümkün değildir. Peki, zürafaların bunu nasıl başardıklarını merak ettiniz mi? Hemen söyleyelim. Zürafalar, besinleri yemek borusundan yukarı doğru çıkaracak asansör benzeri bir sisteme sahiptir. Tabii ki zürafaların, “yediklerimizi sindirmek için ağzımıza geri göndermeliyiz, bunu yapabilmek için de asansör gibi bir sistem inşa etmemiz gerekir” diye düşünmeleri mümkün değildir.

Öte yandan bu sistemin tesadüfen oluşması ise hiç mümkün değildir. Bir insan, “yıllar önce inşaat yapmak için gerekli malzemeleri koyduğum boş araziye gittim bir baktım malzemelerin yerinde kocaman bir bina duruyor, herhalde biraz yağmur biraz kar biraz da güneş, sonunda seneler için de bu binayı oluşturdu” dese, her halde bu kişiye çok gülersiniz. Hatta belki de aklını yitirmiş olduğunu düşünüp ona acırsınız. İşte, beneklinin asansör sistemli boynu için de “tesadüfler sonucunda oluşmuştur” demek aynı şeydir. Böyle bir sistem tesadüfen oluşamaz.

ZebraÜstelik bir zürafa, taş, toprak ve kerpiçten oluşan cansız bir bina değildir. Bu, koşan, acıkan, çocukları olan bir canlıdır. Hiç bunun tesadüfen oluşması, tesadüflerin ona sahip olduğu uzun boynu ve içindeki sistemleri vermesi mümkün müdür? Tabii ki değil…

Çok açıktır ki, zürafaya ihtiyacı olan herşeyi, doğuştan Allah vermiştir. Allah, zürafanın ağzını ve mide yapısını iğneli ve dikenli bitkileri rahatça yiyebilmesi için özel olarak yaratmıştır.

ZürafaBoyun yapıları gibi, zürafaların uyuma şekillerini de Allah özel olarak yaratmıştır. Zürafalar, boyunlarını arka gövdelerinin yanına uzatarak uyurlar. Birkaç dakika dışında bütün uykularını bu şekilde ayakta geçirirler. Bir de zürafalar hiçbir zaman aynı anda uyumazlar, mutlaka aralarından biri nöbet tutar. İşte, bu nöbetçinin uykusundan fedakarlık etmesi ve zürafaların bu konuda ortak karar alıp anlaşabilmeleri, bize tüm canlılar gibi beneklinin de Allah’ın kontrolünde olduğunu gösterir.

Şimdi, bu beneklilerin yemek yiyişlerini bir kenara bırakalım ve biraz da bu sevimlilerin su içmeleri hakkında konuşalım. Eminiz, zürafaların metrelerce eğilip nasıl rahatça su içebildiklerini öğrenince bu çok hoşunuza gidecek. Bu konuyu çoğu insan bilmez ya da bilse bile üzerinde düşünmek aklına gelmemiştir. Oysa, herşeyi yaratan Rabbimiz, bizlerin düşünen insanlar olmamızı ister. 

İlk olarak şunu söyleyelim, bu uzun benekli kuleleri su içerken önemli bir sorun bekler.

Onları bekleyen sorunun ne olduğunu anlamanız için biraz insanlardan bahsedelim. Bildiğiniz gibi bir insan baş aşağı durduğunda veya amuda kalktığında yüzü kıpkırmızı kesilir. Bunun sebebi yerçekiminin etkisiyle önemli miktarda kanın insanın başına toplanmasıdır. Böyle bir durumda kan, başın içindeki damarlara bir basınç uygular ve bu kuvvete “kan basıncı” denir.

İşte, bu kan basıncı zürafalar su içerken de meydana gelir. Ancak ortada büyük bir problem vardır. Zürafaların boyları 5-6 metre olduğu için, bu yükseklikten aşağı inen kafaya etki eden kan basıncı da oldukça büyük olacaktır. Söz konusu kan basıncı bir insana uygulansa insan hemen beyni parçalanarak ölür.

ZürafaPeki, zürafalar nasıl olur da su içerken beyin kanaması geçirmezler? Çünkü, uzayın, gökyüzünün, dünyamızın ve içinde yaşayan tüm canlıların yaratıcısı olan Allah, zürafaların başlarının içine çok özel bir mekanizma yerleştirmiştir. Zürafaların başlarındaki damarların içinde kapakçıklar vardır. Bu kapakçıklar, zürafanın başının yüksekliği değiştiğinde devreye girer ve kanın zürafanın başına basınç yapmasına engel olurlar. Böylece, zürafa rahatlıkla su içebilir.

Peki, zürafaların neden benekli olduğunu hiç düşündünüz mü? Çok estetik olan bu görüntü aslında onların saklanmalarını sağlar. Yaşadıkları ortamın rengi ile böyle bir uyum içinde olmaları düşmanları tarafından görülmelerini zorlaştırır. Çok büyük olmalarına rağmen, tek düşmanları olan ormanlar kralı aslandan bu sayede saklanabilirler.

ZürafaAyrıca zürafalar, bir tehlike anında koşarak 55-60 km. hıza ulaşabilirler. Koşmaya başladıklarında başlarını pompalar gibi ileri geri götürür ve kuyruklarını kıvırırlar. Koşarken diğer bir özellikleri ise, diğer hayvanlar gibi ayaklarını çaprazlama atmamalarıdır. Önce ön ve arka sol, daha sonra ön ve arka sağ ayaklarını kullanarak koşarlar. Aslanların bu yüzden zürafayı yakalayabilmesi çok zor olur.

Tabii bu durum yavru zürafalar için geçerli değildir. Onlar, henüz tam gelişmemiş bacaklarıyla anneleri gibi hızlı koşamazlar. Bu yüzden, aslanlar onları kolayca yakalayabilirler. Ancak, ilk başta da belirtiğimiz gibi bu sevimli, minik yavrular, annelerinin yanından hiç ayrılmazlar. Anneleri de öldürücü tekmeler atabilen uzun bacaklarını onları korumak için kullanırlar. Burada biraz durup düşünün. Zürafa dediğimiz canlı sonuçta bir hayvandır. Hayvanların aklı, zekası yoktur. İnsanlar gibi duyguları da yoktur. Yani bir tehlike karşısında annenizin sizi koruması çok doğaldır ve bu durum size olan sevgisinden kaynaklanır. Ama bir insan gibi duygulara, akla ve vicdana sahip olmayan zürafanın tehlike karşısında yavrusunu koruması son derece şaşırtıcıdır. İşte zürafanın ve diğer tüm hayvanların yavrularını korumaları Allah’ın onlara ilham etmesi sayesinde olur. Allah sonsuz şefkat sahibidir.

Hepimizin yaratıcısı olan Rabbimiz, yarattığı varlıklara olan benzersiz şefkatini ve merhametini bir Kuran ayetinde şöyle haber verir:

… Öyleyse Rabbin, gerçekten şefkatli ve merhamet sahibidir. (Nahl Suresi, 47)

Dev filler

FilKarada yaşayan hayvanların en büyüğü olan fillerin, Afrika ve Asya fili olmak üzere iki türü vardır. Afrika filleri diğerlerine göre daha büyüktür. Yüksekliği 3.5 metreye, ağırlığı da 6 tona ulaşabilir. Yelpaze gibi olan kulaklarının uzunluğu 2 metreyi, genişliği ise 1.5 metreyi bulur. 3.5 metre olan boylarıyla bu dev gibi hayvanları yaşadığımız evlere sokmamız, onları kedi köpek gibi beslememiz mümkün değildir.

Fillerin diğer hayvanlardan en büyük farkı hortumlarının olmasıdır. Bahçe hortumuna benzeyen bu uzun hortumun içinde 50 bin kas vardır. Evet yanlış duymadınız “50 bin” kas… Burun delikleri ise bu hortumun ucundadır. Filler, hortumlarını besinleri ve suyu ağızlarına götürmek, eşyaları kaldırmak ve tabi bir de koku almak için kullanırlar. Bu hortum, filin su içebilmesi veya vücudunun üstüne su püskürtebilmesi için 4 litre suyu tutma kabiliyetine de sahiptir.

Öte yandan, filler kocaman eşyaları taşıyabilen hortumlarıyla minicik bir bezelye tohumunu bile koparıp, ağızlarında patlatarak içini yiyebilirler. Onların, kocaman cüsseleriyle böylesine incelik isteyen bir işi başarabilmeleri gerçekten de hayranlık vericidir. Birçok konuda işe yarayan bu hortum aynı zamanda hem uzun bir parmak, hem bir borazan hem de hoparlör olarak kullanılır.

Ayrıca, filler hortumlarını yıkanmak için su, toprak banyosu yapmak için de toz püskürtmek amacıyla kullanırlar. Ancak, yavrular yeni doğduklarında hortumlarını kullanmayı beceremezler. Hatta bazen hortumlarına basıp düşerler. İnsanlar, onların bu hallerini çok komik ve sevimli bulurlar. Fakat, minik yavruların hotrumlarına basıp düşmekten hoşlandıkları söylenemez. Anne fil, 12 yıl boyunca yavrusunu hiç yanından ayırmaz. Altı ay boyunca hiç bıkmadan, sıkılmadan yavrusuna hortumunu kullanmayı öğretir.

Filin ağzının iki kenarında iki sivri uzun dişi vardır. Bu dişler, onların kendilerini savunmalarını kolaylaştırır. Ayrıca, filler bu dişlerin birini yerde delik açıp su bulmak için kullanırlar.

FilÖte yandan, lifli bitkileri çiğneyen bu hayvanların dişleri çok fazla aşınır. Bu yüzden Rabbimiz onlara çok önemli bir özellik vermiştir. Her aşınan dişin yerine arka sıradaki dişlerden bir yenisi gelir.

Yetişkin bir fil yiyecek olarak günde yaklaşık 330 kg. bitkiye ihtiyaç duyar. Bu miktar altı küçük balya samana denk gelmektedir. Filler 24 saatlerinin yaklaşık 16 saatini yemek yemeye harcamak zorundadırlar.

Şimdi size filler hakkında ilginç bir bilgi daha verelim. Siz, bugüne kadar bu kalın derili, koca hayvanın nasıl serinlediğini hiç düşündünüz mü? Aslında, sizin de tahmin edeceğiniz gibi kalın derileri yüzünden terleyemeyen filler, doğal olarak etrafta buldukları su ya da çamur birikintileriyle serinlemeye çalışırlar. Tabii, fillerin serinlemek için kullandıkları başka yöntemler de vardır. Örneğin, kulaklarını vücutlarını soğutmak için yelpaze gibi kullanırlar. Ayrıca, kulaklarında bulunan ince kan damarları da bu hareket sırasında soğuyarak vücudun serinlemesine yardımcı olur.

FilFillerin diğer bir özelliği ise büyük hayvan avcılarını ve hayvan bilimcilerini uzun süre şaşırtmıştır. Bu özellik, fillerin karınlarının guruldamasıdır. Fillerin karınları guruldarken çok yüksek sesler çıkarır. Ancak insanları şaşırtan, fillerin karınlarından gelen seslerin yüksekliği değil, fillerin bu gürültüleri kontrol edebilmesidir. Aslında fillerin çıkardığı bu gürültülerin sindirimle hiçbir ilgisi yoktur. Bu sesler, fillerin arkadaşlarının yerini anlamak için karınlarından çıkardıkları seslerdir. Ancak, daha da ilginci, filler bir tehlikeyle karşılaştıkları zaman hemen sessizleşirler. Tehlike geçtikten sonra ise sesler yeniden başlar. Böylece, filler 4 km uzaklıktan bile birbirleriyle haberleşebilirler.

Öte yandan, fillerin göç ediş hikayeleri bilim adamlarını şaşırtan bir başka konudur. Bu koca kulaklı, dev cüsseli hayvanlar kurak mevsimlerde göç ederler ve bu sırada hep aynı yolu izlerler. Daha da ilginci, bu göç sırasında yolda gördükleri dal parçaları gibi çöpleri de temizlerler.

Filler geniş alanlara yayılarak yaşayan hayvanlar oldukları için aralarında sağlam bir “iletişim” olması çok önemlidir. Bu iletişim yalnızca fillerin keskin koku alma duyuları sayesinde olmaz. Bunun yanında, Allah filin alnında, insanların duyamayacağı boğuk bir ses çıkartan bir organ yaratmıştır. İşte bu organ sayesinde filler kendi aralarında, diğer canlıların anlayamayacağı gizli ve şifreli bir dil kullanarak konuşurlar. Fillerin çıkardıkları bu boğuk sesler çok uzak mesafelere ulaşabilir. Bundan dolayı fillerin çıkardıkları bu özel ses uzun mesafeli görüşmeler için idealdir.

Boynuzlarıyla ünlü geyikler

Boynuzlarıyla ünlü geyikler

GeyikHiç boynuzlu bir hayvana dokundunuz mu? Eğer dokunmuş olsaydınız çok şaşırırdınız. Çünkü hayvanın tüyleriyle kaplı yumuşak derisinin içinden çıkan boynuzlar oldukça serttir. Boynuzu biraz kendi tırnağınıza benzetebilirsiniz. Elimizin üzerindeki yumuşak deriden son derece sert tırnakların çıkması ve tırnakların son derece düzgün bir şekilde büyümesi herhalde hepinizi şaşırtıyordur. İşte hayvanlarda ki boynuz da, tırnaklarımızın uzaması gibi uzar; ama bunlar çok daha kalın, sert ve büyüktür.

Ren geyikleri dışında, geyiklerin sadece erkeklerinde boynuz vardır. Çiftleşme mevsiminden sonra bu boynuzlar düşüp yenilenir. Eski boynuzlar düşer düşmez, yenileri hemen boy gösterir.

GeyikBoynuzlar büyürken, kadifemsi ince bir deri tabakasıyla örtülür. Tamamen büyüyünce kan damarları kesilir, deri kanla beslenemez ve hayvan boynuzlarını sürterek deriyi aşındırır, kemikler ortaya çıkar. Geyikler 6 yaşında iken boynuzları en gelişmiş halini alır. Bu yaştan sonra ise artık bozulmaya başlar. Boynuzların boyu ve biçimi, çatalların sayısı geyikten geyiğe değişir.

Belki aklınıza “geyikler niçin boynuzludur?” diye bir soru gelmiştir. Boynuz geyik için önemli bir silahtır. Onu kullanarak kendini düşmanlarından korur. Hatta bazen yalnızca boynuzunu göstermesi bile karşısındaki düşmanın kaçması için yeterlidir.

Kızıl geyiklerin erkeği koku bezinden salgıladığı bir maddeyi bulunduğu bölgede her yere sürerek bir sınır çizer. Bu bölgede dişilerden oluşan bir sürü oluşturur. Sürüsünü ise sahip olduğu boynuzlarla düşmanlarından korur. Eğer bölgeye başka bir hayvan girerse, onu gür kükremelerle ya da boynuzlarıyla dövüşerek bölgesinden uzaklaştırmaya çalışır.

Allah bu hayvanları başlarında boynuzlarla yaratarak bunlarla düşmanlarına karşı kendilerini ve sürülerini savunma imkanı vermiştir. Allah onlara bu güçlü boynuzları vermeseydi o zaman bu hayvanlar düşmanlarına karşı oldukça savunmasız ve çaresiz kalırlardı. Erkek geyikler dişilerini koruyamaz, sürü oluşturamazlardı. Vahşi hayvanlara karşı kullanabilecekleri bir silahları olmazdı.

Herhalde dünyadaki hiç kimsenin de aklına; “Keşke bazı hayvanların kafalarından kemik gibi sert bir madde çıksaydı da, bu madde çatallı bir şekil alarak hayvanlara özel bir koruma sağlasaydı” gibi bir fikir gelmezdi. Gelseydi de yapabilecekleri bir şey olmazdı. Ancak bütün canlıları en güzel şekilde yaratan ve bu canlıların bütün ihtiyaçlarını bilen Allah, geyiklere ve birçok hayvana tam ihtiyaçlarına uygun savunma sistemleri vermiştir.

Kuran’da insanlara bu gerçeği Allah şöyle hatırlatır:

De ki: “Eğer biliyorsanız (söyleyin:) herşeyin mülk ve yönetimi kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor.” (Müminun Suresi, 88)

Tüm canlıların koruyucusu yalnızca Allah’tır.

… Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur. (Sebe Suresi, 21)

… Allah herşeyin üzerinde koruyucudur. (Nisa Suresi, 85)

Cepli kangrular

KanguruHiç hayvanda cep olur mu?” diyebilirsiniz. Fakat, gerçekten de kangurunun karnında “kese” denilen ve yavru kangurunun beslenmesinin, korunmasının ve gelişmesinin sağlandığı bir bölüm bulunur.

Cebin içinden kafasını çıkarmış yavrunun çok sevimli ve şefkat uyandıran bir görüntüsü vardır. Bu yavru, o cebe henüz 1 cm. iken annesinin rahmini terk ederek, yani daha hiçbir organı gelişimini tamamlamadan, 3 dakikalık bir yolculuk sonucunda ulaşır.

Annesinin kesesinin içinde dört farklı meme bulunur. Bu memelerden birisinde, kıvamı ve ısısıyla kendisi için özel hazırlanmış bir süt vardır. Diğer üç memede ise yeni doğmuş bir bebek için değil, yaşı daha ileri bir yavru için hazırlanan süt bulunmaktadır. Bu yavru da birkaç hafta sonra ilk emdiği memeyi bırakacak ve yaşına göre olan memeyi emmeye başlayacaktır. Biraz daha büyüyünce ise bir ötekisine geçiş yapacaktır.

Çocuklar, burada kendi kendinize sormanız gereken bazı sorular var: Öncelikle, 1 cm boyundaki kanguru yavrusu, bu dört memeden hangisini seçeceğini nereden bilecektir? Anne kanguru dört memesinin her birine bu kadar farklı özellikteki sütleri nasıl yerleştirmiştir? Dahası, yeni doğan yavrunun emdiği süt diğer memelerden gelen sütlere göre daha sıcaktır. İçerdiği besinler de daha farklıdır. Peki, anne kanguru bu meme içindeki sütü nasıl ısıtmıştır? Her yavrunun ihtiyacı olan farklı besinleri sütün içine nasıl yerleştirmiştir?

KanguruSakın unutmayın, bunların hiçbirini yapan aslında anne kanguru değildir. Anne kangurunun, kesesinin içindeki sütlerin farklı olduğundan haberi bile yoktur. Memelerinden birinin içindeki sütün sıcaklığını hesaplayabilmesi mümkün değildir. Her süte farklı özellik vermeyi ise kendisi hiç beceremez. O hangi sütün içinde hangi besinin olduğunu da hiçbir zaman bilemez. O sadece  Allah’ın kendisine emrettiği şekilde yaşayan bir kangurudur. Yavrusunun ihtiyaçlarını da Allah yaratmıştır. Sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Rabbimiz, en uygun yapıdaki sütleri, kanguru yavruları için en uygun yere yani annelerinin karnına yerleştirmiştir.

KanguruKanguru yavrusu 6,5 ayı özel kesesinden hiç çıkmadan geçirir. Ardından yaklaşık 8 ayı hem kesenin içinde, hem de dışarıda dönüşümlü olarak geçirdikten sonra, sürekli dışarıda kalmaya başlayacaktır.

Bu arada, daha birinci yavru cepten çıkmadan, ona yeni bir kardeş tırmana tırmana gelir. Her ikisi aynı cepte ve kesinlikle birbirine zarar vermeden uzun bir süre yaşar. Her yavru kendi yaşına göre besinler içeren sütün bulunduğu memeyi emer. Peki her kardeş kendisinin emmesi gereken memenin hangisi olduğunu nereden bilir?

Bu sorunun cevabı çok açıktır: Allah’ın ilhamıyla, öğretmesiyle.

Kangurular cüsseleriyle de oldukça dikkat çeker; gövdeleri 1,5 m., kuyrukları ise 1 m.’dir. Kanguru ailesi arka ayaklarının büyüklüğü sayesinde 8 metrelik mesafeyi bir anda katedebilir. Hızlı koşarken dengelerini çok güçlü ve iri olan kuyruklarıyla sağlarlar. Peki sizce ayakları tesadüfen mi bu kadar büyüktür? Ya da rahatça sıçramak için çok büyük arka ayaklara ihtiyaçları olduğunu anneleri mi hesaplamıştır?

Tabii ki doğru cevap bunların hiçbiri değildir. Hiçbir şey tesadüfen olmamıştır. Herşeyi canlıların ihtiyaçlarına göre yaratan Allah, kanguruyu da diğer tüm canlıları yarattığı gibi en mükemmel şekilde yaratmıştır.

Uykucu koalalar

KoalaKoala deyince, aklımıza okaliptüs ağacı denilen ağacın gövdesine kollarını ve bacaklarını dolayarak tutunmuş olan gri tüylü, sevimli bir hayvan gelir. Gerçekten de koalaların bu görüntüleri çok sevimlidir. Bu arada koalalara neden uykucu dediğimizi merak etmişsinizdir. Hemen söyleyelim, koalalar günde 18 saat uyurlar!

Koalaların elleri ve ayakları, ömürlerinin çok büyük kısmını okaliptüs ağaçlarının üzerinde geçirmelerine imkan tanıyacak şekilde yaratılmıştır.

Koala, uzun kıvrık kolları, keskin pençeleri ve ağaca sıkıca tutunan ellerinin yardımıyla geniş ağaç gövdelerine hızla tırmanabilir. Bu hayvanların ön ayaklarındaki ilk iki parmakları diğer üç taneden ayrıktır. Kendi elimizi düşünürsek, iki tane baş parmakları olduğu söylenebilir. Arka ayaklardaki baş parmaklar da diğerlerinden ayrıktır ve diğer dört parmak gibi keskin pençelere sahip değildir. Diğer parmaklardan farklı olan bu baş parmaklar küçük dallara kolayca tutunmayı sağlar. Koalalar pençelerini ağaçların yumuşak ve düzgün gövdelerine çengel gibi saplayarak tutunurlar. Dört ayaklarıyla da, tıpkı bizim bir sopayı kavramamız gibi ağaç dallarını rahatlıkla kavrayabilir ve ağaç dallarına sarılarak tırmanabilirler. İşte koalanın  ağaçların üstünde yaşamasını kolay kılan yapı budur.

KoalaKoalalar, tembel sanılmalarına karşın ağaçlar üzerinde hızla hareket edebilir hatta bir daldan diğerine olmak üzere bir metre uzağa bile sıçrayabilirler. Dişi koala, iki yılda tek bir yavru doğurur ve onu kanguru gibi kesesinde taşır. Yavru ilk aylarda annesinin kesesinden çıkmaz ve daha sonra 1 yaşına kadar annesinin sırtında yaşar. Tabii annesi de okaliptüs ağacının üzerinden başka yerde değildir. Koalaların bu ağacın üzerinde yaşamalarının nedeni, onun yapraklarını yiyerek beslenmeleridir. Zaten, bu nedenledir ki koalalara yalnızca tek bir kıtada, okaliptüs ağacının bolca bulunduğu, Avustralya kıtasında rastlarız.

Avustralya’da Okaliptüs ağacının 600’den fazla türü olmasına karşı, koalalar bunların sadece 35 kadarını kullanırlar. Okaliptüs ağacı bir koala için yalnız barınak değil, aynı zamanda önemli bir besin kaynağıdır. Hatta okaliptüs yapraklarının koalanın yegane gıdası olduğunu söylemek yanlış olmaz.

KoalaÖte yandan, koalaların birçok farklı türü vardır. Bu türlerin her biri farklı bir okaliptüs yaprağı ile beslenir. Eğer bir koalayı alıp başka bir yere götürürseniz yanınızda onun yediği okaliptüs yaprağını da götürmeniz gerekir. Yapraklarının lezzetinden başka bu hayvanların okaliptüs ağacından çok az inmelerinin bir nedeni de yerde yürürken çok zorlanmalarıdır.

Bu okaliptüs ağacı, aslında bildiğimiz nane şekerinin yapıldığı ağaçtır. Yapraklarında farklı kimyasal maddeler vardır. Bu maddeler, koala dışındaki bütün hayvanlar için zehirli ve tehlikelidir. Başkaları için zehirli olan bu yaprakları koala yutmadan önce dişleriyle öğütür. Yapraktaki zararlı madde koalanın vücudunda, karaciğerde arıtılır ve vücuttan dışarı atılır. Diğer canlılar için zehirli olan bu yiyecek, Allah’ın dilemesiyle koalaya zarar vermez. Bu yüzden bir koala her gün yaklaşık olarak 1 kg zehirli yaprağı hiçbir problem yaşamadan yiyebilir. Ayrıca koalalar ihtiyaçları olan suyun büyük bir kısmını da okaliptüs yapraklarını yiyerek alırlar. Yılın belli zamanlarında okaliptüs yapraklarının üçte ikisi su taşır. Bu yüzden bir koala sadece yaprakları yiyerek, aylarca su içmeden yaşayabilir. Okaliptüs ağaçlarının tepeleri oldukça rüzgarlıdır. Bu yüzden koalaların sıcak kalabilmeleri için sırtlarında çok kalın bir kürkleri vardır.

Zehirli bir bitki ile bir hayvan arasındaki bu uyum bize koalaların ve okaliptüslerin aynı Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını gösterir. Yarattığı herşeyi kusursuz yapan bu Yaratıcı hiç kuşkusuz ki tüm alemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Sevilmek isteyen yaramaz kediler

Sevilmek isteyen yaramaz kediler

Kedi yavrusuKediler, yalnız yaşayan, bağımsız olmaktan hoşlanan hayvanlardır. Evcil köpekler gibi sahiplerinin isteklerine hiçbir zaman boyun eğmezler. Sizin de bildiğiniz gibi kediler aç kaldıklarında miyavlar, sevilmek istediklerinde sürtünür, tüyleri okşandığında aldıkları zevkten ötürü mırıldanır ve daha bunlara benzer pek çok hareketle istedikleri mesajı verirler.

- Kedilerin Geceleri Çok İyi Gördüklerini Biliyor musunuz?

Evet, bu tüy yumaklarının görmesi için azıcık ışık yeterlidir. Çünkü kedilerin gözleri bizim gözlerimizden farklı yaratılmıştır. Onların gözbebekleri karanlıkta, olabildiğince çok ışık alabilmek için büyüyerek yuvarlaklaşır. Bu da onların karanlıkta rahatça görebilmelerini sağlar.

Ayrıca, kedilerin gözlerinde insanların gözlerinde bulunmayan bir tabaka vardır. Bu tabaka, retina tabakasının hemen arkasındadır. Retinadan geçip buraya gelen ışık tekrar retinaya doğru yansır. İşte, bu tabaka ışığı geri yansıtabildiği için retinadan iki kere ışık geçmiş olur. Bu sayede kediler çok az ışıkta, hatta insan gözünün göremeyeceği kadar karanlık ortamlarda bile gayet iyi görür.

Kedi yavrusu

 

- Peki Hiç Düşündünüz mü Gözleri Geceleri Neden Parlar?

Bu parlama, kedinin gözlerindeki biraz önce bahsettiğimiz tabaka ile ilgilidir. Artık sizin de bildiğiniz gibi, bu tabaka gelen ışığı ayna gibi geri yansıtır. İşte, onların gözlerini daha parlak gösteren, gözlerindeki aynadan yansıyan ışıktır.

Kedi yavrusu

 

- Pençelerinin Özelliğini Biliyor musunuz?

Bu sevimlilerin minik patileri, tehlike anlarında yırtıcı bir pençeye dönüşürler. Bunları tehlikeli hale getiren, içlerinde sakladıkları sivri ve keskin tırnaklarıdır. Tehlike anlarında bu tırnakları dışarı çıkarmak için yaptıkları hareket, aynı zamanda pençelerin yayılarak genişlemesini de sağlar.

Kedi yavrusu

- Niçin Hep Dört Ayak Üzerine Düşerler?

Hepiniz biliyorsunuzdur, metrelerce yükseklikten düşseler dahi kediler her seferinde dört ayakları üzerine düşerler. Dört ayak üstüne düşmenin kedilerdeki gerçek sebebi onların düşerken dengelerini sağlamak için kuyruklarını kullanmaları ve gövdelerinin ağırlık merkezini bu sayede değiştirip, patileri üzerinde yere düşebilmeleridir.

Ağaçların üzerinde, yüksek yerlerde dolaşmaktan keyif alan bu sevimli hayvancıklara düşme tehlikesi karşısında bu koruyucu özelliği veren, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan yüce Rabbimiz’dir.

Kedi yavrusu

Ormanlar kralı: Aslan

AslanAslan kedigillerin bir üyesidir ve çok yırtıcıdır. Uzun gövdesi, kısa bacakları, büyük kafası, güçlü görünüşü ve azametiyle ormanlar kralı olmayı hak eder.
Uzunluğu kuyruğuyla birlikte 3 metredir. Yüksekliği yaklaşık bir metre, ağırlığıysa yaklaşık 230 kg’dır. Yani, aslan sizden yaklaşık 1.5-2 metre daha uzun, kocaman bir kedidir.

AslanErkek aslanların yeleleri vardır. Çok yumuşak olan bu tüyler, ya yüzü çevreler ya da başın arkasını, boynu ve omuzları kaplayarak göğüsten bele kadar uzar. Bu yele aslana çok heybetli bir görünüm verir. Allah’ın aslana verdiği bu yele hayvanı olduğundan daha da güçlü ve gösterişli hale getirir.

Bütün gününü kayaların ve ağaçların gölgesinde yatarak ya da uyuyarak geçiren aslan çoğu zaman geceleri avlanır. Mükemmel bir gece görüşüne sahip olan aslanlar bu sayede geceleri rahatlıkla avlarını görebilirler. Karanlıkta dolaşan aslanların ışığı mümkün olduğu kadar fazla toplayabilmeleri için gözlerinde özel bir tasarım vardır. Diğer canlılara göre daha büyük olan gözbebekleri ve göz mercekleri aslanları iyi birer avcı yapan en önemli özelliklerdendir. Allah bu canlıları içinde yaşadıkları ortama en uygun özelliklerle birlikte yaratmıştır.

Aslanın kendine özgü kükremesi, genellikle akşamları avlanma zamanından ve gün doğmadan önce duyulur. Aslan kükrediği zaman, ormanda sanki hayat durur. Uluyan bir sırtlan ulumasını, hırlayan bir leopar hırlamasını keser. Herkes susar ve kralı dinler. Maymunlar ağaçların en üst dallarına kaçarak, çıkarabildikleri kadar çığlık atarlar.

Aslan
Aslan
Aslan

Vahşi kediler: Kaplanlar

KaplanSakın onları kedi gibi uysal sanmayın! Onlar çok vahşi ve güçlüdürler.

Kaplanlar kedi ailesinin en güçlülerindendir.

Yeni doğan yavru kaplanların gözleri ancak iki gün sonra açılır. Anne kaplan diğer hayvanlara karşı çok vahşi olmasına rağmen yavrularına karşı çok hassas ve düşkündür. Altı hafta boyunca onları sütle besler. Daha sonra onlara yavaş yavaş avlanmayı ve kendi yiyeceklerini elde etmeyi öğretir.

Bu eğitim döneminden sonra kaplan, çok hızlı hareket edebilen güçlü ve yetişkin bir hayvan olur. Bir sıçrayışta tam 4 metre atlayabilir. Şimdi, kollarınızı iki yana açın, bir elinizin parmak ucundan diğer elinizin parmak ucuna kadar olan uzunluk 1 metre kadardır. İşte, bu uzunluğun dört tanesinin yan yana gelmiş hali de kaplanın bir sıçrayışta atlayabileceği mesafeye eşittir.

Kaplan yavrusuKaplanların kendilerinin bile farkında olmadıkları kamuflaj (bulunduğu ortama uyabilme) özellikleri vardır. Yaşadıkları yerlerin doğal renklerine benzer tüy renkleri ormanda kolaylıkla gizlenebilmeleri sağlar. Bu sayede kaplanlar avlarına sezdirmeden yaklaşabilirler. Ayrıca bu renkler kaplana çok estetik ve etkileyici özellikler kazandırır. Her kaplanın postundaki ve yanaklarındaki çizgiler ile kaşları diğerlerinden farklı farklıdır.

Kaplanlar birbirinin avlanma alanına kesinlikle girmez. Bir kaplan, kendi bölgesini çalılıklar üzerine salgıladığı bir kokuyla işaretler. Diğer kaplanlar, kokuyu duyduklarında başka birinin bölgesine girmekte olduklarını anlarlar.

Kaplanların özellikleri bu kadarla sınırlı değildir. Bu vahşi kediler, diğer kedi türlerinin aksine suyu çok severler. Hatta, o dev gibi cüsseleriyle mükemmel birer yüzücüdürler.

Allah tüm canlılarda olduğu gibi kaplanlarda da hayranlık uyandıran özellikler yaratmıştır. Örneğin küçük kaplan yavruları bakıldığında insanda şiddetli şefkat uyandıracak bir sevimliliğe sahiptirler. Aslında son derece vahşi olan kaplanları da Allah kendi yavrularına karşı çok yoğun bir şefkat ve merhamet gösterecek şekilde yaratmıştır.

Kaplan

 

Maskeli pandalar-Bal düşkünü ayılar

Maskeli pandalar

Panda yavrusu

Dev bir oyuncağa benzeyen bu hayvanları hepiniz görmüşsünüzdür. Bu sevimli hayvanların yalnızca bambu yediğini biliyor muydunuz? Örneğin, yetişkin bir panda günde 15 kilo bambu yer. Bu da senede 6 ton bambu yapar. Bu yüzden günün her saati yemek yerler. Ne kadar oburlar değil mi?

Pandaların çok ilginç bir özelliği vardır. Şimdi kendi elinize bakın. 5 parmağınız var. Ama pandaların fazladan bir tane parmağı daha var. Her işi kolaylaştıran Rabbimiz, pandalara altı parmak vererek yiyeceklerini sıkıca kavramalarını ve kolayca yemelerini sağlamıştır.

PandaPandalar her zaman soğuk ve ıslak ortamlarda yaşarlar. Bu yüzden yavrularını mağara gibi yerlerde doğururlar. Pandaların, minik ve sevimli bir oyuncağa benzeyen yavruları doğduklarında kör ve dişsizdir. Genellikle eylül ayında doğan yavruların boyları 10 cm’dir ve bu bebek pandalar 142 gram ağırlığındadır. Çok çabuk gelişip büyüyen pandalar, doğduklarında annelerinden 800 kat daha küçüktürler. Daha dokuz aylıkken 27 kilo olurlar. Oysa doğduktan sonra bizim 27 kilo olmamız için en az 6 yıl geçmesi gerekir.

Pandanın diğer bir özelliği de saldırgan olmamasıdır. Tek yaptığı patileriyle ağaçları tırmalamaktır. Bunu da tırnaklarını temizlemek ve törpülemek için yapar. Kaçmak için o kocaman cüssesiyle ağaçlara tırmanır. Panda çok sakin bir hayvandır, uyurken kendisine insanların yaklaştığını fark etse bile rahatını bozmadan uyumaya devam eder.  Yani bir gün bir  pandayla karşılaşırsanız, bu sevimli hayvanı hiç çekinmeden rahatlıkla  sevebilirsiniz.

 

Panda
Panda
Panda
 

Bal düşkünü ayılar

Ayı

Balın postları ve bal yemeleriyle ünlü olan ayıların, görme ve işitme duyuları çok zayıftır. Peki o halde çok sevdikleri balı nasıl bulabiliyorlar biliyor musunuz? Tabii ki tüm ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayan Rabbimiz’in ayılara verdiği uzun burun sayesinde. Bu burun onların çok iyi koku almalarını sağlar. Böylece, ayılar yiyeceklerini kolayca bulurlar.

Biliyorsunuz, ayılar çok hantal görünüşlü hayvanlardır. Ama, bu görüntü sizi yanıltmasın, ayılar aslında çok hızlı hayvanlardır. Hatta, saatte 48 km hızla koşabilirler. Tabii, ayıların hızlı olmalarının yanı sıra çok kuvvetli olduklarını da belirtmek gerekir. Ayıların bazı türleri, 2-3 metrelik cüsseleriyle ağaç tepelerine tırmanarak vakitlerini orada geçirirler. Genellikle bitkilerle beslenen ayılar, yemek bulmak için 30 metre yüksekliğe bile tırmanabilirler.

Bal ararken arı kovanı bulduklarında pençeleriyle bir iki keskin vuruş yapıp tüm arıları kaçırırlar. Sonra kovandaki balı afiyetle yerler. Sakın siz böyle bir şey yapmayın! Çünkü, arılar her tarafınızı sokar ve hastalanmanıza sebep olur. Fakat Rabbimiz’in ayılara verdiği kalın kürk, onları arıların iğnelerinden korur. Böylece hiçbir tehlikeye girmeden bala kolayca ulaşabilirler.

Ayı yavrularıSonbaharda kış uykusuna yatan ayılar ilkbahara kadar kuru dal ve otlarla döşenmiş, güvenli barınaklarından hiç çıkmazlar. Kış uykusuna yatmadan önce de bol bol yemek yerler. Derilerinin altındaki yağ tabakasını artırmak için bol miktarda kayın kozalağı ve kestane tüketirler. Vücutlarında yağ depolamak zorundadırlar. Çünkü ilkbaharda barınaklarından çıktıklarında kilolarından çoğunu kaybetmiş olurlar. Eğer bir insan bu kadar kilo kaybedecek olsa hemen ölür. Oysa ayılar vücut ağırlıklarının çoğunu kaybetseler de yaşamlarını sürdürürler.

Doğum da ayıları mağara yaşantısına döndüren bir başka etkendir. Genellikle üç yavru doğuran ayılar bahara kadar onları sütle beslerler. Bu süre içinde de barınaklarından hiç çıkmazlar. Yavrular kör, dişsiz ve tüysüz doğarlar. Yavrular mağaradan çıktıklarında anne, yavrularını korumak zorundadır. Yoksa avcılar ya da erkek ayılar tarafından öldürülebilirler.

Sonsuz şefkatli ve merhametli olan Rabbimiz, bütün canlıların ihtiyaçlarını karşılayan, onları koruyup kollayandır. Bu yüzden sevimli ayı yavrularının da yaşamlarını sürdürmeleri ve zarar görmemeleri için gereken bütün imkanları onlara sağlamıştır. Onları güçlü annelerinin yanında dışarıdan gelecek tehlikelere karşı koruma altına almıştır.

 

Dev kardan adamlar:
Kutup ayıları

Kutup ayıları

Hayvanların en iri yapılılarından biri olan kutup ayısını gördüğünüzde, onu kocaman bir kardan adama benzetebilirsiniz. Bu kardan adamın erkeklerinin ağırlığı 800 kiloyu, boyları da 2.5 metreyi bulur. Bu kilo ortalama 10 insanın toplam kilosuna eşittir.

Kutup ayısının vücudu bütün özellikleriyle yaşadığı ortama göre tasarlanmıştır. Dondurucu soğuklara, buzullara ve kar fırtınalarına rağmen, Allah’ın yarattığı bir mucize olarak, kutup ayılarının derilerinin altında bulunan kalın bir yağ tabakası onları soğuktan korur. Kürkleri kalın, sık, uzun ve kabarıktır. Bu özelliklere sahip olan kutup ayısının neden Afrika’da çölde yaşamadığını hiç düşündünüz mü? Elbette ki sorunun cevabı, Allah’ın onu yaşayacağı iklimin özelliklerine göre yaratmış olmasıdır. Bir düşünün! Çölde yaşasaydı çöl sıcağında kavrulup ölürdü.

Kutup ayılarıyla ilgili bir başka konu da onların diğer ayılardan farklı olarak kış uykusuna düşkün olmamalarıdır. Yalnızca dişi olanları, özellikle de hamile olanları uzun dönemler boyunca kış uykusuna yatarlar. Yeni doğan yavrular için ihtiyaç duyacakları besinler de hazırdır. Çünkü Allah’ın “Rezzak” (rızk veren) sıfatı vardır. Kutup ayısının sütü çok yüksek oranda yağ içerir. Bu yağlı süt yavruların en çok ihtiyacı olan besindir. Böylece yavrular çok çabuk büyüyüp, baharda inlerinden çıkmaya hazır hale gelirler.

Kutup ayısı yavrusuPeki, size bir soru daha: Kutup ayılarının çok iyi bir yüzücü ve dalgıç olduklarını biliyor muydunuz? Evet, yanlış duymadınız, kutup ayıları bu iki işi de çok iyi yaparlar. Yüzerken ön ayaklarını kullanırlar. Bu ayakları bir kürek gibi kullanabilmeleri, Allah’ın onlar için yarattığı bir kolaylıktır. Diğer bir kolaylık ise suyun içindeyken burun deliklerini kapatabilmeleri ve gözlerini açık tutabilmeleridir. Dahası, parmak aralarının ördek ayağı gibi perdeli olması yüzmelerine yardımcı olur.

Kuzey Kutbu, Kuzey Kanada, Kuzey Sibirya ve Antartika gibi dünyanın en soğuk bölgelerinde yaşayan bu hayvanların ayaklarının üşüme problemi yoktur. Ayağınızı veya elinizi bir buzun üzerinde birkaç dakika bekletirseniz, bir süre sonra soğuğa dayanamayıp çekmek zorunda kalırsınız. Oysa kutup ayıları bu        soğuğu fark etmezler bile. Çünkü ayakları kalın kürkle kaplı olarak, yani soğuktan etkilenmeyecek şekilde yaratılmıştır. Eğer insan derisi gibi bir deriyle kaplı olsalardı, asla o ortamda yaşayamazlardı. Ayrıca, kutup ayılarının derilerinin altındaki 10 cm’lik yağ tabakası ısı yalıtımı sağlar. Böylece buzlu sularda saatte 10-11 km. hızla, 2000 km. uzağa kadar yüzerek gidebilirler.

Peki kutup ayılarının renginin neden beyaz ya da sarımsı bir tonda olduğunu biliyor musunuz? Kutup ayısının beyaz rengi, yaşadıkları soğuk buzlu ortamda korunmalarını sağlar. Kutup ayısının o yüzlerce kilometrelik bembeyaz buzullar içinde saklanma imkanını artırır. Eğer rengi bir karga kadar siyah ya da tropikal ormanlarda yaşayan papağanlar gibi rengarenk olsaydı o zaman saklanabilmesinin ne kadar güç olacağını herhalde tahmin edersiniz.

Kutup ayısı

Kutup ayısıKutup ayılarının koku alma duyuları öylesine keskindir ki 1.5 m. kalınlığındaki  kar tabakasının altında saklanan bir fok balığının kokusunu bile rahatça algılayabilirler. Kutup ayılarının yaz-kış kullandığı taktikler de vardır. Şimdi, bu ayının bembeyaz tüyleriyle kardan adama benzer halini gözünüzün önüne getirin. Sizce bembeyaz karların içine uzanmış olsa fark edilir mi? Evet, fark edilir. Tabii siz bu soruya sadece tüylerini düşünerek cevap verdiyseniz, “hayır fark edilmez” demiş olabilirsiniz. Ancak, kutup ayılarının siyah renkli burnunu unutmayın. Bu burun, ayının karlar içinde tamamen kamufle olmasını engeller. Ama, o ne yapar biliyor musunuz? Son derece akıllı bir hareket yapar. Beyaz renkli ön patileriyle burnunu kapatır. Böylece renk farkını ortadan kaldırır. Karlar içinde tamamen gizlenmiş bir şekilde avının kendisine yaklaşmasını bekler.

Burada hepinizin dikkat etmesi gereken çok önemli bir nokta var. Şöyle ki, kutup ayısının avlanmak için taktik kullanması, onun üstün bir zekaya sahip olmasını gerektirir. Bir düşünün, ayı kendisinin beyaz renkte olduğunun ve etrafın da aynı renkte buzullarla kaplı olduğu için kendini kamufle edebileceğinin, yani gizleyebileceğinin farkındadır. Dahası kutup ayısı kamufle olmasına tek engel olan siyah renkteki burnunu kapatması gerektiğini akıl eder. Tabii, sizin de tahmin edeceğiniz gibi, kutup ayısının birkaç kere avdan eli boş döndükten sonra, oturup ne yapması gerektiğini düşünürken burnunu kapaması gerektiğini akıl etmesi mümkün değildir! Ayılar yalnızca Allah’ın kendilerine “vahyettiği” (bildirdiği) gibi hareket etmektedir. Onları, Allah bu şekilde avlanmaya programlamıştır. Çünkü, onlar da diğer canlılar gibi Allah’ın koruması altındadırlar.

Kutup ayısı

Hızlı yüzücü foklar-Smokinli penguenler-Balıkçı Pafinler

Hızlı yüzücü foklar

Fok yavrusu

Çoğunuzun televizyondan ve sirklerden tanıdığı bu sevimli hayvanlar hayatlarının büyük bir kısmını suda geçirirler. Çok iyi birer yüzücü ve dalgıçtırlar. Biz nasıl karada rahat ve mutluysak onlar da suda ve buzda aynı şekilde rahat ve mutludurlar. Bahar aylarında bile bulundukları yerin sıcaklığı en fazla [-5] derecedir. Bizim böyle bir soğukta donmamak için kat kat giyinip, birçok önlemler almamız gerekirken, onlar hiç üşümezler. Çünkü, kürkleri ve vücutlarında depoladıkları yağları üşümelerini önler.

Foklar kalabalık sürüler halinde yaşarlar. Peki, sizce anne fok bu kalabalık sürünün içinde yavrusunu nasıl tanır? Çok kolay. Fok, yavrusunu doğurduktan sonra ona bir tanışma öpücüğü verir. Bu öpücük sayesinde yavrusunun kokusunu tanır ve onu başka yavrularla hiç karıştırmaz.

Yavrular doğduklarında bebek yağı denilen bir yağla kaplı olarak doğarlar. Küçücük vücutları bu yağ sayesinde sürekli sıcak kalır. Bu yağ o kadar çoktur ki annesi yavruya yüzme dersi verirken küçük fok adeta can simidi takmış gibi batmadan su üzerinde kalır. Bunun nedeni yağın sudan daha hafif olmasıdır. Anne fokun yavrusunu eğitmesi iki hafta sürer. İki hafta sonra yavru bağımsız hareket etmesini öğrenmiştir.

Bütün hayvanlar gibi foklar da, Rabbimiz tarafından bulundukları ortamın şartlarına göre yaratılmışlardır. Bu da bize     Rabbimiz’in ne kadar merhamet sahibi olduğunu kanıtlar.

Fok

Smokinli penguenler

Penguen

Paytak paytak yürüyen penguenler aslında bir kuş türüdür ama uçamazlar. Büyük topluluklar halinde yaşarlar. Allah onları, ısının [-88] dereceye kadar düştüğü dondurucu ortamlarda bile hayatlarını devam ettirebilecekleri mükemmellikte yaratmıştır. Bir düşünün; bizler kışın kazak, çorap, eldiven derken ne hale geliriz. Ama penguenler üstlerine hiçbir şey giymezler. Üstelik onların ayaklarına giyecek ayakkabıları da yoktur. Ama buz üstünde kaymadan kolaylıkla yürürler. Ayrıca, evleri de olmayan penguenler buz üstünde yaşarlar. Peki, ama nasıl oluyor? Onlar hiç üşümezler mi acaba? Hayır, üşümezler. Çünkü, Allah, penguenleri buzlarla dolu bir yerde yaşayabilecek şekilde özel olarak yaratmıştır.

Penguenlerin sahip oldukları vücut özellikleri insanlardan çok farklıdır. Bunlar nelermiş bir bakalım mı?

Kimi zaman sayıları 400 bini bulan bir grubun üyesi olan bu sevimli canlılar, kış geldiğinde deniz kenarından, daha güneye doğru gitme kararı alırlar. Bu ortak karar, Allah’ın yarattığı büyük bir mucizedir. Kış mevsiminin geldiğini anlayıp, aralarında anlaşarak, gidecekleri yeri kararlaştırmaları, ortak bir gün tayin edip, hiçbir itiraz olmadan toplu hareket etmeleri, yalnızca Allah’ın sonsuz gücünün bu sevimli hayvanların üzerindeki hakimiyeti olarak açıklanabilir. Aksi takdirde bu hayvanların anlaşıp yaşamlarına elverişli yerlere topluca göç etmeleri mümkün olmazdı.

PenguenGöç mevsimi, aynı zamanda penguenlerin çiftleşme mevsimidir. Bunu anlayan penguen, birinci adım olarak derhal kendisine bir eş seçer. Atılacak ikinci adım, eşin kaybedilmemesi için onun şarkısını öğrenmek, yani çıkardığı özel sesi ayırt edebilmektir. Unutmayın, aklı ve zekası olmayan bir penguenin 400 bin penguenin arasından birini belirleyip, onun sesini tanıyabilmesi Allah’ın gücünün ve yaratışındaki üstünlüğün bir başka göstergesidir.

Ses ayırımındaki bu hassasiyet yavru penguenler için de geçerlidir. Yavrular da anne-babalarını yalnızca seslerinden tanıyabilirler. Birbirine bu denli benzeyen hayvanlar arasında, böyle bir ayırım olmasaydı, yaşantıları karmakarışık olurdu. Bu ise ancak Allah’ın eşsiz düzeniyle ve onlara verdiği özelliklerle sağlanmaktadır.

Çiftleşmenin ardından dişi yalnızca bir yumurta yumurtlar. Erkek penguenin sorumluluğu, yumurtanın üzerinde kuluçkaya yatmaktır. Ortalama [-30] derecede, 65 gün boyunca hiç kıpırdamadan bu görevi yerine getirmeye çalışırlar. Bu oldukça zorlu bir dönemdir. Erkek penguen yerinden kıpırdayamadığı için yemek yiyemeyecektir. Anne penguen de uzaklarda, doğacak yavru için besin arayacaktır.

Siz [-30] derecede, 65 gün boyunca, hiç yemek yemeden beklediğinizi düşünebiliyor musunuz? Bir insan için bu durumun sonucu ölümdür. Fakat penguenler hiçbir sabırsızlık ve bıkkınlık göstermeden bu fedakarlığı gösterirler, Allah’ın kendilerine ilham ettiği görevi terketmeden sonuna kadar yerine getirirler.

PenguenGeçen 2 aylık kuluçka döneminin ardından, erkek penguen kilosunun 1/3’ünü yitirir. Bunu 60 kiloluk bir insanın 40 kiloya düşmesi şeklinde düşünebiliriz. Kuluçkadan çıkan yavru penguen, ilk iki ayı anne ve babasının ayaklarının arasında geçirir. Bu korunma yavru için çok önemlidir. Çünkü, yanlışlıkla 2 dakika gibi kısa bir süre için dahi buradan çıkması, donarak ölümüne sebep olacaktır. Anne ve babaya bu korumayı ilham eden Allah’tır. Burada da Allah’ın koruyan, gözeten sıfatlarını görürüz.

Dahası, soğuktan korunmak amacıyla, kümeler halinde toplanarak birbirine adeta yapışan 400 bin üyeli penguen topluluğu mükemmel bir dayanışma örneği sergiler. Aldıkları bu önlemle sıcaklığın devamlılığını sağlayarak ısı kaybını yarıya düşüren sevimli penguenler, kümenin dışında kalanları da sırayla aralarına alarak onların da ısınmalarını sağlarlar. Penguenler, aralarındaki düzeni bozabilecek en ufak bir itiraz olmadan, nesiller boyu büyük bir uyum içinde yaşamıştır ve aynı düzen içinde yaşamaya devam etmektedirler.

Balıkçı Pafinler

Pafin

Bu hayvanın adını daha önce hiç duymamış olabilirsiniz. Ama şimdi tanıyınca hem çok sevecek hem de çok eğleneceksini.

Çoğu insan, pafinleri bir penguen çeşidi sanır. Oysa pafinler farklı tür kuşlardır. Aralarındaki en büyük fark ise penguenlerin aksine pafinlerin uçabilmeleridir. Pafinler Kuzey Kutbunda, penguenler ise Güney Kutbunda yaşarlar. En önemli benzerlikleri her iki hayvanın da soğuk ortamlara kolayca uyum sağlayabilmeleridir.

Pafinlerin yaşantıları çok ilginçtir. Bir pafin ailesinde, anne ve baba pafin genelde hayatları boyunca ayrılmazlar. Her sene bir yavru pafin yetiştirirler.

Çiftleşme dönemine gelindiğinde, bütün yıl boyunca donuk renkte olan gagalarının üstünde parlak çizgiler oluşur. Ancak bu çizgilerin oluşması tesadüfi değildir. Bu çizgiler belli bir amaca hizmet etmektedir ve pafinlere Allah bunları özel olarak vermiştir. Pafinler bu çizgiler sayesinde gagalarını bayrak gibi kullanarak uzak mesafelerden birbirleriyle anlaşırlar.
Siz istediğiniz zaman burnunuzun üzerinde bir tek renkli çizgi çıkartabilir misiniz? Diyelim ki, doğuştan böyle bir çizgi var. Kendi kendinize bunu silikleştirebilir veya yok edebilir misiniz? “Hayır” cevabını duyar gibiyiz. Artık, siz de biliyorsunuz, bu sanatı istediği renkte ve büyüklükte yapabilecek tek güç vardır: Rabbimiz olan Allah.

PafinRabbimiz için çeşit çeşit kuşlar var etmek, onların özelliklerini yaşadıkları yere göre ayarlamak nasıl çok kolay ise, bu çizgileri yaratıp, yok etmek de o kadar kolaydır.

Pafinleri bu kadar güzel ve sevimli yaratan Allah, onlara başka ilgi çekici özellikler de vermiştir. Şimdi bu özellikleri incelemeye devam edelim:

Yavru pafinler, 6 haftalıkken anne ve babalarını terk edip açık denizlerde tek başlarına uçarlar. Sağlıklı bir pafin 25 sene kadar yaşayabilir.

Pafinler çok derinlere dalabilirler. İnsanların onlar gibi derinlere dalabilmesi için ne kadar çok çalışmaları gerektiğini biliyor musunuz? Öncelikle oksijen tüpü takmaları gerekir. Ayrıca derinlik arttıkça basınç da artacağından her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Bu yüzden dalma işlemi çok büyük ustalık gerektirir. Pafinler, onca derinlikte nefesini tutma ve su yüzüne tekrar çıkmak için gereken tekniği nasıl ve nereden öğrenmiş olabilir? Rabbimiz bir kez daha yaratma sanatındaki yüceliğini ve benzersizliğini bizlere göstermektedir.

İşte size bitmek bilmeyen güzelliklerden bir örnek daha: Ağız yapıları sayesinde birçok küçük balığı aynı anda tutabilen pafinler için bilinen rekor sayı 62 balıktır. Bir defada bu kadar çok balığı ağzında tutabilen annenin tek bir amacı vardır; yavrularını beslemek! Şu halde ağzında bir sürü balık tutan bir pafin görürseniz bilin ki, onun beslediği yavru bir pafini vardır